ÖĞRETMEN, ÖĞRENCİ VE VELİ ÜÇLÜSÜ
Öğrencinin başarısının şansa dayanmadığı bilinmektedir. Öğrencinin başarısı onun çalışmasıyla paralellik gösterir. Yalnız bilinçli ve bilinçsiz bir çalışma söz konusudur. Bilinçli bir şekilde yapılan çalışmaların daha verimli olduğu görülmüştür. Öğrenci ilk çalışma stilini ebeveynlerinden öğrenir. Çünkü öğrenci vaktinin yüzde seksenini ebeveynlerinin yanında geçirmektedir. Duyarlı ebeveynler çocuğunun çalışmasında etkin rol oynamaktadır. Anne-babaları eğitim almış ve almamış olarak sıralarsak, eğitim almış anne-babaların çocuklarını daha dikkatli bir şekilde takip ettikleri bilinmektedir. Eğitim seviyesi düşük anne-babalar ise bu eksikliği kendilerinde gördükleri için çocuklarının ciddi bir eğitim almasını isterler. Bu uğurda da ellerinden geleni yapmaya çalışırlar. “babalarımızın yetindiklerinin bizler için yeterli olmadığına her gün daha çok inanıyorum (Oscar Wilde)”. Çocuklarını okutacaklarına dair iddialı olan anne-babalardan duyduğum bazı iddialar şu şekilde: “ben evimi satarım yine çocuğumu okuturum”, “boğazımdan keserek çocuklarımın eğitimine harcama yaparım”, “ben pamuk toplayarak çocuğumun eğitim masrafını karşılıyorum”, “abisini, ablasını okutamadık bari bu okusun diye elini sıcak sudan soğuk suya koymuyoruz” gibi örnekleri sıklıkla günlük hayatta görmekteyiz.
Bilinçli bir ebeveynin çocuğu da bilinçli bir şekilde çalışma göstermektedir. Çocuklarımızın ne zaman ders çalışacaklarını ne zaman dinlenip oyun oynayacaklarını ya da bir televizyon programını izleyeceklerini kestirebilmeliyiz. Çocuğunun ne zaman çalışması gerektiğini bilmeyen ebeveynlerin durumu şöyledir: “yeter çocuğum izledin bu televizyonu biraz da ders çalışsan diyorum”, “X veya Y’nin çocuğu derslerinde çok güzel notlar alıyor her saat çalışıyor sen onun kadar olmuyorsun bu ne biçim çalışma çocuğum”, “sen sadece top oynuyorsun senden hiçbir şey olmaz”, “oğlum sen doktor olacaksın, çıkar kafandan mühendisliği” gibi telkinlerde bulunan anne ve babalar çocuklarının başarısını arttırmaya çalışırken aslında onları daha çok ders çalışmaktan soğutmaktadırlar. “hastalara iyi gelen masallar sağlıklı olanlar için öldürücü olabilir (Nietzsche)”. Bilinçli anne-baba çocuğunu başkaların çocuğuyla hiçbir zaman kıyaslamamalıdır. “Konuşamayacağı şey üzerine insan susmalıdır. (Wittgenstein).” Çünkü her çocuğun kendine göre bir kapasitesi vardır. Bu kapasite zorlanır ancak bunun üstüne çıkılmaz. “her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. (Anonim)”.
Ebeveynlerin görevlerinden bir tanesi de çocukların eğitimlerini yakından takip etmeleridir. Ebeveyn şu şekilde olmamalıdır: “hocam çocuğun eti sizin kemiği benim” ya da daha ileri gidilerek “hocam çocuğun eti de sizin kemiği de” bu yanlış bir düşüncedir. Çünkü bilinçli ebeveyn çocuklarını yakından takip eden öğretmenleriyle sürekli bir diyalog içerisinde bulunan kişidir. “İnsanlara yapılacak en büyük iyilik onlara akıllarını kullanmayı öğretmektir. (moliere)”. Öğrenci öğretmenin yanında sadece vaktinin yüzde yirmisini geçiriyor. Bu durumda öğrencinin eksikliğini en iyi bir şekilde ebeveynler bilebilir. Eksikliği derken ders çalışma stilindeki eksiklik. Ebeveynin öğretmen ile diyalogu öğrencinin sadece bir sorunu olduğunda ya da sadece veli toplantıları için olmamalı düzenli bir şekilde ebeveyn çocuğunun okuldaki durumunu takip etmeli. Bu takip etme öğrencinin derslerdeki başarısı, devamsızlık durumu, arkadaş çevresiyle olan ilişkileri gibi durumlar olmalıdır.
Bu durumda şunu diyebiliriz: Öğrencinin başarısı öğretmen, öğrenci ve veli üçlüsünden ibarettir. Bu üç kesim birbirinden haberdar olduğu müddetçe öğrencinin başarılı olması için hiçbir neden yoktur. Çocuklarımızın içinde bulunduğumuz dünyaya biraz daha faydalı olması için elimizden geleni yapmaya çalışalım. “Cehalet, Tanrı’nın laneti olduğuna göre bilgi, göklere ulaşabileceğimiz kanatlardır. (Shakespear).”