Muş bağları yamaçlara, sulu ziraatın yapılamayacağı elverişsiz alanlara kurulmuş.
Zamanında Muşlu bağcılar için ekonomik olan bu sahalar çeşitli sebeplerle sahip çıkılamamış nerdeyse yüzde doksanlık bir bölüm dağlaşmış durumdaydı.
Yaklaşık 10 yıldan bu yana atadan babadan kalan ve atıl hale gelen bağların gelişmesi sevindirmiş ve bir ümit ışığı olmuştur.
Bu gelişme döneminde hali vakti yerinde olan bağ sahipleri kısa sürede arzulanan hedefe ulaşmış ve dağ olan bağlar yeniden eski görüntüsüne kavuşmuştur. Bağ evleri ekonomik şartlarına uygun şekilde yapılmış, sular akıtılmaya başlanmış ve bu yerler gezilip görülmeye değer yerler haline dönüşmüşlerdir. Maddi durumu çok iyi olmayan bağcılar ise, bağ evlerinin su depolarının olmamasına rağmen gerçekten bu işe gönül vererek hummalı bir çalışma sergileyerek bağlarını yeşillendirmeyi bilmişlerdir. Hiçbir olumsuzluğu ve imkansızlığı bahane göstermeden kendi çapında mücadele etmiş ve bağlarını şenlendirerek ekonomik olmaya doğru hızlı adımlarla gitmektedirler. Bazı vatandaşlarda bağlarına hiç el sürmeyip satarken, bazıları ise bağ alarak yeşillendirip yazlık niyetine kullanmaya başladı.
Bağlardan bahsederken bağların tamamındaki en önemli ortak özellikten de bahsetmeden geçmek mümkün değil. Bağlardaki misafirperverlik gerçekten bağların hiç eskimeyen, unutulmayan ve hep devam eden en önemli özelliğidir. Özellikle hafta sonlarında bağlardaki misafir sayısı oldukça fazla iken misafiri olmayan bağ evine de rastlamak çok zordur.
Bu bağlara hangi gözle bakarsak bakalım dağların yeniden bağ haline getirilmesinin gelecek nesillere yeşil bir kuşağın bırakılacağının, yeşile, çevreye ve doğaya, güzellik katkısında bulunulduğunu gelecek yıllarda çok daha iyi anlayacağız. Şu anda bazı bağların gerçek anlamda geçim kaynağı olduğuna şahit olunurken gelecekte maddi durumu iyi olan ve orta halli olan tüm bağ sahipleri, bağı yazlık olarak kullanan ve ata yadigarına sahip çıkan tüm bağcılar bağlarından az ya da çok gelir elde edeceklerdir. Bu bir kaç yıl içerisinde gelişecek bir husustur. Bu bağcılık alanındaki gelişmelerin yaşanmaması halinde şu anda memleketimin yerli meyvelerini belki tadamıyor olabilirdik. Yerli ürünleri pazarlayan esnafların tezgahındaki armut salkımlarını göremeyebilirdik. Evet, bugün bağlar ekonomiye tam anlamı ile kazandırılmamış olabilir ama ilin önemli bir tarihi ve kültürel değeri canlandırılmış ve geliştirilmiştir.
Teknolojinin her geçen gün geliştiği dünyamızda çok fazla dejenere olmayan Muş bağları adeta kendi yağında kavruluyor. Ama Muş Valiliği’nin ovaya indirmeye çalıştığı bağcılığın ne denli başarıya ulaşacağını merak edenlerden biriyim. Yıllardan beri tadımlık olan Muş üzümünün ekonomiye kazandırılmasının ne denli başarıya ulaşacağını merak ediyorum. Besni üzümü gibi markalaşmanın, Diyarbakır’daki gibi bağların, Tekirdağ’daki gibi üzüm ve bağ güzelliğinin Muş’ta da sergilenip sergilenemeyeceğini çok merak ediyorum. Ama bu güzelliklerin el birliği ile güç ve fikir birliği ile tek vücut olarak gerçekleştirilebileceği kesindir.
Muş’ta meyveciliğin gelişmesi için ne yapılması gerekir diye düşünmeliyiz artık. Bu saydığım illerde olup da bizde olmayan nedir diye düşünmeliyiz artık. Malatya’yı şaha kaldıran ve her çeşit ürünü pazarlara sunulan kayısının geçmişini iyice irdelemenin zamanı çoktan geçti bile. Malatya kayısıyı aşıp kiraz ihraç etmeye başlarken bizim halen tadımlık meyvelerle yetinmemiz ne kadar doğru.