Ağrıma gidiyor… Bu güzelim memleketin yoksulluk ve geri kalmışlığı ile anılması, anlatılması ağrıma gidiyor. Her sohbette, her platformda bu memleketin geri kalmışlığı masaya yatırılır, ahkâmlar kesilir ama nafile. Yıllardır hep aynı nakarat, hep aynı manzara, hep aynı laflar. Niye bir sonuç yok? Niye bir gelişme yok? Niye olmuyor bir şeyler?
Yıllardır her gelen yazdı bir reçete, başladı tedaviye ama yarım bırakıp gitti. Ardından gelen kendine göre bir reçete, yeni tedavi. Düşünün bir hastayı 40 doktor 40 reçete bin bir çeşit ilaç… Vay bu hastanın haline vay…
Bi düşünelim artık; bizim hastalığımız ne? İlacımız ne? Yoksulluğumuz gecekondu insanının kazandığı bir yaşama biçimi veya kültürden mi, yoksa gerçekten yolumuzu bulamayıp da yıllardır fakirlik içinde, yokluk içinde cebelleşip durmaktan mı?
Bu memleketin yoksulluğuna kızıp, bu memlekette niye üretmeyip, kazanmayıp hep istiyoruz? Diyenler var ve bunu çok iyi biliyorum. Ama bunu diyenler, tarlasında ektiği ürünü para etmeyen çiftçi ile dertleşti mi? Eşini çocuğunu bırakıp gurbette çalışanın derdini dinledi mi? Kış mevsiminde altı ay boyunca kara gömülen bir köyde volta atıp çaresiz kaldı mı? Okumadığı için, eğitilmediği için çocuğunu okutmayan, kendisini yenileyip doğruları göremeyen bir beyinle düşündü mü hiç? Fakir Fukara Fonu’nu mutat ve çok doğal bir kurummuş gibi kaydetmiş bir beyin ile düşünebildi mi?
Şunu iyi bilmeliyiz ki köylünün cebi dolu olunca şehirli de paralanır. Ama şu anda bu memleket nüfusunun yüzde 80’i köylerde, kırsalda yaşıyor. Şehirdeki üç beş lüks araba ve beş on lokantaya bakarak memleket hakkında ahkam kesmek doğru değil.
Bu memlekette kalkınmanın mezradan, köyden başlamasını düşünmekten başka alternatif olmadığı kesindir. Sadece bu memlekette değil, artık dünyanın dört bir yanında herkes doyduğu yerde yaşıyor ve oralı oluyor. İnsanlar burada cebinde para görebilse bağlasanız İstanbul’da, İzmir’de tutamazsınız. Hiç kimse keyfinden gurbet yollarına düşmüyor. Üzerinde elbisesi olmayan mendil satıcısı çocuk sokaklarda oyun oynamıyor.
Hep söyledim ve bugün yine söylüyorum… Eğitim seviyesi düşük toplumlar akıllarından, mantıklarından çok gördükleri ile yol yürürler. Böyle bir özelliğe sahip Muş insanı da emekleyen birini takip ederken yürüyebilecek daha sonra koşmaya başlayabilecek kadar akıllı ve zekidir.
Eeee… Düşmeye gör. Düştün mü akıl hocan da çok olur, tekmeleyenin de.